Siyah Kan


Grange’ın kitaplarıyla tanışalı çok oldu aslında. Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu ve Kızıl Nehirler’in ardından Kurtlar İmparatorluğu’nu da çıkınca hemen alıp okumuştum. Bu sefer biraz gecikmeli oldu, Siyah Kan‘ı yeni bitirdim.

İlk 3 kitabındaki kurgu beni çok etkilemişti. Geniş bir coğrafyaya yayılmış, gerçeğin sınırında yazılmış zengin kurgularla boğuşmak zevkliydi. Leyleklerin Uçuşu favorim olmuştu, bayılmıştım. Kurtlar İmparatorluğu bundan biraz farklıydı, kitabın yarısında kurgu çözülüyor, geri kalanını “şimdi ne olacak?” diye okumuştum. Sadece farklıydı, gene güzeldi.

Siyah Kan bunlardan nedense biraz farklı geldi. Dedim ya Grange okumayalı uzun zaman olmuştu. Bu sefer daha bir ürpererek okudum, cinayetler daha bir yakınımda gibiydi. Bunda benim geçen zamanda biraz değişmiş olmamın etkisi olabilir. Kurgu gene güzeldi ve tıpkı ilk 3 kitaptaki gibi uzun solukluydu. Tek farkla, ana kurgu sonlara yakın belli oluyordu artık, ancak anahtar olacak bir şey eksikti ve o da en sonda ortaya çıkıyordu.

Kitaptaki gerçek mekan detayları benim için kimi zaman yorucu olsa da diğer kitapları gibi çok zengin, değinmeye gerek yok. Siyah Kan geldiği yer de son derece vurucuydu, etkilendim. Grange‘ın gerçek hayatta nasıl biri olduğunu çok merak ettim. Tanıyan var mı?

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin