Milano İlk izlenimleri; Trafik


3 hafta geride kaldı. Ama sanki 3 ay geçti. Uzun süredir burada gibiyim. Yaşamaya alışmaktan çok gelişen bu değişikliğin ağırlığından…

Neyse, izlenimlerimi aktaracam. Söz konusu Milano oldu mu anlatacak çok şey var.

Buraya gelinceye kadar İtalya’yı ve İtalyanları, izlediğim filmlerle tanımlamışım hep. O sıcak akdeniz havasının yaraşır kasabalar, insanlar bekliyordum. Ama öyle değil. Geldikten bir süre sonra hatırladım İtalya için kuzey ve güney kavramları olduğunu, filmlerden ötürü unutmuşum herhalde. Burası İtalya’nın kuzeyi, Milano tam bir Avrupa şehri. Son derece düzenli (ama kirli sokaklar), müthiş bir toplu taşıma, yayalara sonuna kadar saygı duyan şöförler…

Hani derler ya “ayağını atsan araçlar duruyor” diye. O kadar olmasa da trafikte yol arabanın, kaldırım yayanın diye bir kavram yok. Öncelik kısmen yayaların. Işık olmayan bir yaya şeridinde bekleyen bir yayaya şoförler mutlaka öncelik tanıyıp duruyorlar geçsin diye. Yayalar da bunu sömürmüyorlar. Onlar da kırmızı ışıkta beklemesini biliyor, yaya şeridi dışında karşıdan karşıya geçmiyorlar. Trafik kurallarına uyum çok yüksek. Daha doğrusu trafik alışkanlıkları çok iyi demeli. Kimse kurallara uyarak bir şey kaybettiğini hissetmiyor, zira herkes uyuyor, karşılıklı bir saygı alışkanlığı, dolayısıyla bir uyum var.

Bir diğer izlenim toplu taşımaya yönelik. Adamlar şehrin altını köstebek gibi oymuşlar, 3 ayrı metro hattı döşemişler. Bunlara ek olarak yer üstünde de bir çok raylı taşıma hattı var. Otobüsleri saymıyorum. Aylık 30€ ödeyerek alabileceğiniz kart ile bütün bu araçlara şehir sınırları içersinde sınırsız binmek mümkün. Arabaya gerek yok yani. Peki ya taksiye?

Adamlar taksileri de bir sisteme oturtmuşlar. Şehirde merkezi bir taksi numarası var, taksi istediğinizde onu arıyorsunuz. Operatöre yerinizi bildirdiğinizde size en yakın taksiyi buluyor ve yönlendiriyor, bunu da şu kadar dakika sonra orada diye yapıyor. Ücretlendirme ise bu yönlendirme yapıldığında başlıyor. O yüzden 10dk’dan fazla dedi mi “yok, teşekkürler” demek gerekiyor fazla para vermemek için. Taksilerde GPS de zorunlu. Ara yolları tam ezbere bilmiyor buranın taksiler, çoğu zaman adresi veriyorsunuz, GPS’ten tarif alıyorlar. Telefon işinde bir de şu var, ev telefon numarasınızı kaydettirince sistem adresinizi otomatik tanıyor ve operatöre bağlanmadan taksiyi yönlendiriyor.

İnsanların araç tercihleri de farklı. Küçük (Smart vb) ya da 3 kapı araçlar çok fazla. Hala eski küçücük FIAT araçları kullananlar var. Park sistemi farklı. Herkes evinin önündeki yer için vergi ödüyor, akşam gelince mutlaka bir yeri oluyor. Açıkta kalan olmuyor.

Sonuçta Milano’da ulaşım rahat. Ama es geçmeyelim, düz bir alanda kurulmuş bir şehir. İniş çıkış yok. Bir de şehir planlama diye bir kavram var ya, burada onu görüyorsunuz. Yollar çok şeritli değil ama ferah, daracık sokaklar yok değil ama az. Ulaşım rahat ve iyi deniyorsa uzun yılların bir emeği var. Ama her yerde olduğu gibi aksaklıklar, kazalar yok mu? İnsan faktörü asla etkisini kaybetmiyor, sadece seviyesi düşüyor. Trafiğin sıkıştığı da oluyor. Ama kitlenme olmuyor, bir hareket her zaman mevcut. Bir kaç akşam bunlarda tıkanıklık gördüm. Normalde korna sesi duyulmuyor pek ama bu sıkışıklıklarda onlar da kornayı çalmadan edemiyorlar. Bir de Bizdeki büyükşehirler gibi burada ciddi ana yollar yok. Belli başlı büyük caddeler var hep.

Özetlersem, Milano trafik ve toplu taşıması üst seviyede olan bir Avrupa şehri. Adamlara hakkını verelim, tebrik edelim.

+ Yorum Bırakın