Evim Evim Güzel Evim


Uzun bir yazıya başlıyorum şimdi.  Zira “online” olamadığım şu uzun süre içinde yeni eve taşındım (sonunda).

Peki “The End” mi bu, “mutlu son” mu? Malesef hayır! Zira taşınmakla yerleşmek çok farklı şeyler(miş)…

Aslında benimki klasik bir taşınma da değil. Hani taşınma denince bir evdeki eşyaların başka bir eve nakliyesi ve yerleştirilmesi ima edilir ya, bende bu çok farklı oldu. Yazlıktan, Yalova’dan, Ender’den ve Teyzemden, tam 4 ayrı yerden eşya getirdim! Bunlar zaten varolan eşyalardı. Bir de siparişler ile gelen bir iki beyaz eşya ve mobilyaları ekleyelim. Sonucunda taşınmadan öte bir sentez oluştu. Ve bu çok da yorucu oldu. Peki ne deneyimlerken böyle yoruldum?

İlk iş badanaydı. Açıkçası bu konu tam bir fiyasko ile sonuçlandı! Pastel ve mat bir renk arıyordum. Belki içinde çook az mavi ya da yeşil olacak, gri kıvamında bir renk. Arayışım sürerken bir anda boyacı ile anlaşınca acil bir renk seçmem gerekti. Ben de gittim seçe seçe Marshal’dan Mine rengini seçtim! Meğer boya katologda durduğu gibi durmuyormuş. Ev resmen buz mavisinin bir ton koyusu garip bir renk oldu. Tam anlamıyla başarısızlık! Gene de kiracının ardından ev tertemiz görünür olmuştu.

Sonraki adım beyaz eşyaydı. Bir arkadaşın arkadaşı taşınıyormuş da, beyaz eşyaları boşta kalıyormuş. Gittim, baktım (şu Tuzcuoğlu olayı bu esnada gerçekleşti!). Çamaşır ve bulaşık makineleri temizdi. Buzdolabı da temizdi ancak şöyle bir detayı farkettim. Gündelik hayatta en çok kullandığımız, pratik olarak bize en faydalı eşya buzdolabı (bence). Bu yüzden, buzdolabı dışında herhangi bir beyaz eşyayı
biraz eski ikinci el bir model de alsanız, düzgün çalıştıkları sürece bir eksiklik yaşamayabilirsiniz. Sonuçta buzdolabını sıfır almayı tercih ettim.

Beyaz eşya işini en başında bir çok kişiden “buzdolabı Arçelik olsun, diğerleri Bosch ya da Siemens” diye duydum. Şansa bulduğum çam. ve bul. makineleri bosch’tu, hem de orijinal Alman malı. Buzdolabına gelince de direk Arçelik’e yöneldim. Dedim ya buzdolaplarının işlevi önemli. Boyum uzun olduğundan klasik üstü dondurucu altı soğutucu bir model yerine tersini aradım. Arçelik’te de güzel bir model buldum (model numaralı aklımda yok malesef, hepsini sonra güncelleyeceğim). Hatta direk almaya gittik Teyzem’le. Tam alırken Teyzem bir detaya değindi, Arçelik’in dondurucusu 3 gözlü olduğundan soğutucu kısmı küçük kalıyordu. Malesef Arçelik’in de daha küçük donduruculu bir başka modeli yoktu. Böyle olunca Siemens’e yöneldik. Orada tam aradığımız gibi bir model vardı (model
no gelecek!). Yani son saniyede karar değişmiş oldu. Buzdolabı alırken ek olarak bir de fırın alındı. En başında set üstü basit bir ocak düşünüyordum ancak aile faktörü devredeydi, kanıma girildi. Siemens’den buzdolabıyla fırın da geldi.

Beyaz eşya böylece kapanmış oluyordu. Sırada basit bir iki mobilya vardı. Öyle büyük salon takımları vs aramıyordum, zaten eskiden kalan, ve ek olarak Ender’den gelen koltuk ve kanepeler vardı. Ama yemek masası eksikti. İmdada Ikea yetişti denebilir. Aslında öyle müthiş mobilyalar yoktu Ikea’da. Ancak Ikea, fiyatları ile mağaza atmosferinin yarattığı “benim evim de böyle olacak mı” umudu bir araya gelince cezbedici olabiliyor. Yoksa Modoko’ya falan gitmedim, orda burda biraz bakındım. Ikea’dan daha iyi yerler mutlaka vardır da kısıtlı imkanlarla fazla arayamadım. Sonuçta o arayış da ek bir yorgunluk ve maliyet aslında.

Ikea’yı çok övmedim ama hakkını vermek istediğim bir ürünü de yok değil; Poäng koltuk! Yıllar önce ilk defa gördüğümden bu yana hep “bir gün kendi evime çıkarsam edineceğim ilk şey olacak” demişimdir. Eve dair hayallerimde hep yer almıştır. O hayallerde oturup kitap da okumuşumdur, bilgisayar da kullanmışımdır, film de izlemişimdir. Ikea’ya yolum düştükçe Poäng standına kadar daha hızlı yürürdüm. Neyse büyütmiyeyip, kısaca memnunum demeliyim…

Mobilyayla ilgili şu detay var, seçim yaparken, duvarlar ile kiracıdan kalma parkelerin renklerinin kötülüğü, mobilya rengi konusunda beni çok sıkıştırdı. Beğendiğim mobilyaları bir türlü mine rengine  yakıştıramadım. Oysa duvarlar açık bir renk olsaydı, çok kolay seçim yapabilirdim. (Demek ki neymiş, boya banada konusunda macera çok riskliymiş! Aman dikkat!)

Bir de yeni yatak almadım. İlk başta çift kişilik düşündüm ama çok pahalı geldi. Nereden bakılsa 1000-1200 TL arası birşeyi bulabiliyordu. Vazgeçtim ben de, nasıl olsa Yalova’dan kendi yatağımı getiriyordum.

Bundan sonrası ıvırı zıvırı. Bir sürü koşturma daha oldu. 24’ünde Yalova’dan eyşaları topladığım gibi getirdim. Beyaz eşyalar da ertesi gün geldi, mobilyalar da öyle. Ve ben de temelli kalmak üzere 1 Mayıs’ta geldim. (Bunun için gidip Budget’tan Fiat Doblo kiralamam da gerekti!) Şimdiden 2 hafta geçmiş bile. Ancak henüz bütün işler bitmedi. Daha telefon bağlanacak. Aslında istemiyorum telefon hattı ama internet için gerekli (ilerde bu konuda da yazacağım). Telefon dışında da işler var. En başından hala daha yerleşemedim, kutular için orda burda eşyalarım duruyor. (İşte yerleşmenin taşınmadan farkını bu noktada anlıyorum!)

Tabi o kada koşturdum, para harcadım ya, izninizle kendime bir yardım kampanyası düzenliyorum:)) Bunun için PayPal’de hesap açacam:))

Çok uzun bir zamandır gezici olan benim için aslında bu ev çok önemli ve değerli. Önemli, zira artık bir ayağım daha kalıcı, kafamda taşınma soruları yok (şu sıralar sadece yerleşim soruları var). Değerli, çünkü çocukluğum Yalova’da geçti ama doğumun ardından geldiğim ilk yer burası. Kısaca ailevi ve anısı da bol.

Bakalım bundan böyle geleceğe ne gibi anılar bırakacaz.

Bunca sözün yerine denebilecek belki tek bir cümle vardı; Artık Yeni Levent’teyim, yolunuz düşerse beklerim…

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin