Sürü


Haftasonu yaptığım geziyi anlatacağım ama öncesinde bunu yazmazsam olmaz.

Pazartesi günü bizimle birlikte Atatürk Havalimanına peş peşe uçaklar indi. Şansa pasaport kontrolüne vardığımızda bir tek bizim uçaktaki 10-20 Türk vardı. İnsanlar sıraya kolay girsinler diye bir sağa bir sola dönülen koridorlar hazırlanmış. Ama pek kalabalık olmadığından aralar açıktı, direk kontrol kulübelerine doğru sıraya girmiştik.

Dakika bir gol bir; arkamdaki kadınla oğlunun muhabbeti dikkatimi çekti. Sıra beklediğimiz Türk vatandaşları kulübelerinini sağında, First Class ve Nato Görevlileri için ayrılmış özel iki kontrol kulübesi bulunuyordu ve oraya giden birkaç kişi vardı. Arkamdaki çocuk “bunlar nereye gidiyor?” diye sordu, annesi de “onlar torpilli olanlardır” dedi. “Herhangi bir emniyet müdürünün yakını ya da tanıdığıdır” diye de ekledi. İçimden gülerek düşündüm “nasıl da hemen torpili yapıştırıyoruz, belki gerçekten Nato görevlisi ya da first class yolcu, nerden biliyoruz” diye.

Neyse. Dümdüz sıraya girmiştik ama sonradan gelen genç bir bayan “ilerleyin, kulübelere doğru sıkışın, birazdan çok kalabalık olacak, acele edin” diye sürekli bağrıyordu. Biraz sıkıcıydı, arkadaki bir iki kişiye ben de katıldım ve “hanımefenedi, herkes sıraya girecek, acele etmeyin” diye çıkıştık. Meğer kadın haklıymış! 1-2 dakika sonra, tam biz kulübelerin önündeki sıraya yerleşirken, arkadan bir sürü kişinin hızlı hızlı geldiğini gördük. Ve ardından curcuna başladı.

Hani koridorlar kapalıydı da sıra dümdüzdü ya. Kalabalık gelince kimisi o koridorlardan dolanmaya ve öne ilerlemeye başladı. Bir süredir o düz sırada bekleyenler, koridoru dolanıp da öne gelenlerle tartışmaya başladılar. Kulübede sıra bana yaklaştığından arkada neler oluyor, çok ilgili değildim, ama farkındaydım. Sonra yaşlıca bir amcayı gördüm, sırayı yararak öne çıkıyordu. Arkasından “nereye gidiyorsun?” diye bağıranlar vardı ama amca tınmıyordu. Geldi, arkamdan geçti ve hemen solumdaki yabancı pasaport kulübesine geçti, oradaki kulübe önü sıraya girdi. Arkada da bizimki kadar olmasa da bekleyenler var ama birşey demediler. Bununla da kalmadı, küçük valizini sırada bıraktı, geri döndü ve karısını da yanına getirdi. Ben bu amcaya da içimden güldüm, “yabancı pasaporttan nasıl geçecek” diye. Benim sıram da bir türlü gelmek bilmedi ama sonra yandaki o amcaya sıra geldi. Görevli baktı etti, bir şey oldu, kalktı gitti. “Hah” dedim içimden, “yanlış yerde olduğu için geçemeyecek”. Ancak görevli geri geldi ve işlemlerini yaptı, geçtiler.

Her ne kadar gerçekten yabancı olasılığı olsa da, içimden kızıyordum. Önce amcaya, sonra da görevliye. Sonra da ses çıkarmayan bize. Neyse ki sıram gelmişti, en öndeydim, ama o da ne? Bir baktım, bu sefer yabancı pasaport kısmından bir aile bizim kulübe sırasına katılıyor! Hoppala! Öbür yandan yan kulübe sırasında da tartışma var. Genç bir bayanla bir bay var, arkadan iki adam bunlara laf atıyor, “özür dilemelisiniz”, “bize sürü dediniz” diye. O esnada arkaya baktım da bir hayli kalabalık olmuştu, koridor dolmuştu.

Sıramın gelmesiyle bu hengameden uzaklaştım. Ama hala düşünmeden edemiyorum! Ya nasıl bir milletiz de sıraya girmekten bu kadar aciziz? Sıraya girmediğimiz gibi ilk dakikadan hemen torpili diye de damgalıyoruz!

Birkaç gündür aklıma geldikçe düşünmeden, sormadan edemiyorum. İnsanın böyle durumlarda niye ilk yargısı torpil oluyor? Niye sırada beklemeye dayanamıyoruz ya da niye hemen aklımız çakallığa gidiyor?

Birşeyin akla ilk gelen olması için genel bir kavram olması gerekir, dersek cevap da ortaya çıkar. Torpil ve bu tür çakallıklar, haksızlıklar, Türkiye’de olağan şeyler, heryerde herzaman yapılabiliyor! Bu düşünce artık ortak bir inanç olmuş. Aslında bu bir inanç değil, gerçek! Türkiye’de haksızlık, yapanın yanına kar kalıyor!

Böyle bir ortamda, birşeyleri doğru yapmanın, dürüstlüğün, hiç değeri olabilir mi?

Olamaz!

Yazık, çok yazık!

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin