En Sevdiğim Şeytan


Şeytanın neresi sevilebilir ki? Söz konusu Bedazzled‘daki Elizabeth Hurley olunca herhalde değişir. Herhalde en güzel şeytandır. Gene de, ben olaya erkekçe bakmıyorum, en azından bu yazıda değil, filmdeki şeytanlık aklımda. Çünkü gerçekten en sevdiğim şeytan oymuş, 10 yıl sonra yeni anladım.

Elizabeth Hurley - Bedazzled

Aslında konu basitti, biraz da klasik. Ruhu karşılığından şeytandan 7 dilek alan Elliot Richards’ın maceraları. Her seferinde Elliot belli bir amaçla bir dilekte bulunuyordu, şeytan da bu dileği sözde yerine getiriyordu. Her seferinde birşeyler eksik kalıyordu.

Tıpkı gerçek hayattaki gibi.

Dileğimiz yerine gelir, mutluyuzdur. Tamam işte derken bir de bakarız ki birşeyler farklı. Geri dönüp baktık mı, evet, budur dileğimiz. Ama devamı istediğimiz gibi midir?

Peki filmden 10 yıl sonra bu satırlar nereden çıktı? Birden gözümde mühendisce bir benzetme canlandı.

Sanki dileklerimiz koordinat sisteminde birer nokta. Ve bir şekilde hayatımız o noktadan geçiyor. İşte o an “tamam” derken, iki adım sonra bir de bakıyoruz  ve “bu muydu?” diyoruz. Bir anda apayrı bir yerdeyiz. Ama dileğimiz yerine geldi, istediğimiz oldu, eee, sonra?

kare, karekök ve kesişim

Aslında herşey Aerosmith’in Amazing‘de dediği gibi, “Life is a journey, not a destination”. Noktalar anlamsız, çizdiğimiz patikadan ne haber? x² de (1,1) noktasından geçer, ?x de ve hatta y=x de. Ama hepsi farklı yerlere gider.

Evet, en sevdiğim şeytan Elizabeth Hurley. Acaba Hurley’nin evrende koordinatı nedir? Patikamı ona doğrultsam hiç fena olmaz.

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin