Migros’ta Beş Minare


[singlepic id=142 w=320 h=240 float=left]2 hafta oluyor New York’ta Beş Minare‘yi izleyeli ama anca birşeyler yazabiliyorum. Aslında iki haftadır yazmaya çalışıyorum, birşeylere başlıyorum ama bitiremedim bir türlü. Çünkü filmi neresinden tutayım bilemiyorum.

Kulağa çekici gelen hikayeyle başlayalım; kahramanlarımız bir suçlunun peşinden taa Amerika’ya New York’a gidiyorlar. Suçlu gerçekten suçlu mu, suçu nedir, kahramanlarımızın geçmişi nasıl, suçlumuz niye Amerika’da vs vs… Pek tabi bilinen İslamiyet ve okyanus ötesi tartışmaları.

Oyuncular da kısmen etkileyici, Haluk Bilginer’in dışında Musti bizlerle ve onlara Danny Glover (Cehennem Silahı‘ndan bu yana 23 yı geçmiş), Gina Gershon (Showgirls‘den hatırlayan var mı?) ile Robert Patrick (Terminator 2‘deki kötü robottu desem) eşlik ediyorlar. Prodüksiyon desen, hayli etkileyici duruyor, aksiyon tam gaz. Amerika’da çekimler de güzel. Ama film oturmuyor gözümde. Dedim ya neresinden tutayım bilmiyorum. Kurgu öyle kötü ki, aklıma gelen bir sürü detay var, ama şu oluyor, burası anlamsız diye tek tek ele alamıyorum.

Filmde şöyle bir ilüzyon var; birşeyler oluyor, bir neden-sonuç gelişiyor, film ilerlemeye devam ediyor, başka şeyler oluyor, zaman geçiyor. İşte o noktada biraz düşünüp de geriye gidebilirseniz, o önceki neden-sonucun ne kadar irrasyonel, ne kadar mantık dışı olduğunu görebiliyorsunuz. Bu da insanı, en azından beni, son derece sıkıyor, film izlemeyi bir vakit kaybına dönüştürüyor.

Bu dediğim ilüzyon aslında her filmde vardır. Bir film, gerçek bir hikayeyi de anlatsa yapmadır, gerçek değil, birilerinin bir üründür. Ama hoşuma gitmiş filmlerde ya bu mantıksızlık düşük oluyor ya da sunulan ilüzyon seyre değer, insana, gene en azından bana, dokunabiliyor. Filmin akışına kapılınca, geriye dönüp düşünmek gerekmiyor.

İşte Mahsun’un filminde kurgu bu yönden çok kötü! Hikaye çekici görünse de öyle çok uyumsuzluklar var ki, kapılıp da izlemek mümkün değil. Buna bir de sürekli mesaj verme çabası eklenince.. Uff, hiç çekilmiyor. Film boyunca “bitse de gitsek” havası hakim oluyor. Ben sadece “acaba sonunu nasıl bağlıyor” diye sabrettim. Ve hiç kolay olmadı…

[singlepic id=143 w=320 h=240 float=right]Kurgu olayı dışında, taa filmin fragmanını ilk izlediğimden bu yana dikkatimi çeken bir detay vardı. Fragmandaki bir sahende Mahsun Musti’ye dönüp “bu adam laik devletin düşmanı” diyordu. Çok dikkatimi çekti bu sahne,  birşeyin alarmını veriyordu ama nedir, bir süre bulamadım. Sonra anladım; Musti de Mahsun da polis memuru, aslında ikisi de devletin birer parçası. Laik devlet sensin aslında, bu adam da senin düşmanın değil mi? Polis Mahsun New York sokaklarında Musti’yle bunu mu tartışıyor, yoksa yönetmen Mahsun izleyiciye bunu anlatmaya mı çalışıyor?

Her ne kadar bu sahneyi filmde göremesem de Mahsun’un anlatımında böyle bir eksiklik var. Hani karanlıkta birisi fener tutup yolumuzu aydınlatmaya çalışır. İşte Mahsun bu feneri yola değil de sanki gözümüze tutuyor. Bu yüzden vermeye çalıştığı mesajlar da iyice göze batıyor. Cüneyt Özdemir’in tvitlediği gibi, bırak anlatmak istediklerin kendi başına parlasın! Varsa bir anlam, bunu ben çıkartıyım. Ama ne kurguda ne de anlatımda bunu tutturmayı başaramayınca, dediğim gibi, göze batıyor.

Bu durumun tersine hakkını vermem gereken sahneler yok değil. Hacı Gümüş’ün eşi Maria’nın hıristiyan olduğunu gösterirken Mahsun başarılı oluyor. Ufak bir detayla bunu hayli güzel beceriyor. Ama diğer sahnelerde bu pek yok işte.

Bütün bunların dışında Mahsun Kırmızıgül’e hakkını vermek istediğim bir nokta var. Hürriyet’teki Haluk Bilginer ve Mustafa Sandal röportajlarını okurken öğrendiydim, meğer Mahsun bu projeye 10 yıl önce başlamış. Haluk Bilginer’e 7 yıl önce anlatmış. İşte bunu takdir ettim. Ve bu yüzden, “demek 10 yıllık proje, acaba nasıl?” diye filme gittim. Beğenmedim, hem de hiç beğenmedim ama ne olursa olsun bu projesinin üstüne gitmiş, iyi kötü, hayır hayır, kötü de olsa sonuç almayı bilmiş Mahsun. Sinema tutkusu alkışı hakediyor.

Tutkusu hakediyor ama filmi olmamış. Tıpkı başlık gibi; sinema geyiği yaparken, akla takılmış bir Migros olayı yüzünden, New York’ta Beş Minare yerine Migros’ta Beş M dercesine, yolu aydınlatmak yerine göze fener tutarcasına…

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin