Olduğu gibi değil, olduğumuz gibi

Olduğu gibi değil, olduğumuz gibi


Kariyer yolunda ilerleyen bir grup yeni mezun, üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.
Sohbet, sonunda yaşamdan ve iş hayatının stresinden şikâyetleşmeye döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler:

“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar.Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.

Şunu bir düşünün: Hayat kahvedir. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar.
Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.”

Bu hikayeyi yıllar önce duyduğumda pek bir etkilenmiştim. Lezzetli kahveden çok nasıl da gözü tatmin eden kupanın peşindeydik. Ambalaj nasıl da etkileyici.

Galiba karşılaştığımız her yeni şeye hemen bir yargılama yapıyoruz. Ve kararı, ilk etkilenen duyumuz veriyor. Bu kimi zaman ses oluyor, kimi zaman görüntü, belki elimize aldığımızdaki his. Peki ya o “şey”, hislerimizle verdiğimiz bu yargının ötesinde ne kadar gerçek? Ne kadar sahici?

Ama o da ne? İspanyol ve İngiliz bilimadamları (Aa, İsviçreli değil) bunu araştırmış. Kahve değil de sıcak çikolata turuncu renkli fincanda ikram edildiğinde daha lezzetli algılanıyormuş (mug değil fincan). Turuncudan sonra en etkileyici renk kremmiş. Denekler bu renklerdeki fincalarla içtikleri çikolatayı daha çok beğenmişler. Hatta çikolatanın ötesinde farklı ürünler için farklı renkler belirlemişler.

Vay anasına sayın seyirciler!

Hot Chocolate

–Hey, biz çiko­la­tayı say­dam fin­canda içenleriz! Damak zevkimiz daha iyi di mi?

Eminim bu renklerin, insanın binlerce yıllık varoluşunda gerçekçi etkileri vardır. Nihayetinde dürtülerimiz bu süreçteki doğal seleksiyonun (bakın doğrusu da Doğal Seçilim!) başarılı birer sonucu, elbet gerçekçi bir yanı var. Ancak belki son birkaç yüzyıldır, hele son birkaç on yıldır, hayatımız ürünlerle dolu, dolayısıyla ürünlerin etkisi ve sahicilik daha mühim.

Ortaya çıkan tablo ise tam tersini gösteriyor. Aslında sahici olamayan biziz gibi.

Acaba olduğu gibi değil de olduğumuz gibi mi görüyoruz?

+ Yorum Bırakın