Çemberin Gücü

Çemberin Gücü


Herşey internet bağlantısı olmayan uluslararası bir mühendislik firmasında işe girmemle başladı…

Yaklaşık 6 yıl önceydi. Duruma şaşırmıştım. İnternet erişimimiz yoktu (ki iş görüşmesinde böyle bir detaya gerek mi vardı?) ama eposta erişimimiz vardı (ki o dönemde herkesin de yoktu). Gel zaman git zaman buna alıştık. Bağlı olduğumuz İtalya ofisinde de durum aynıydı.

Ve gün geldi beni o İtalya’daki merkeze çalışmaya yolladılar. Ofiste internet yok, merkezde İtalyanların arasındayım, ve işin başlangıcında da bir boşluk var. Bir vatan hasreti oluşmuştu. Türk çalışan çoktu, birimize Türkiye ile ilgili bir haber geldi mi, eposta ile birbirimize dağıtıyorduk.

İşte ilk adım bu oldu. O boşlukta her sabah önce Hürriyet’in web sitesinden köşe yazarlarını alıp iş adresime gönderiyordum. Ardından ofise gelince de gene eposta ile diğer tüm Türk çalışanlara dağıtıyordum. Sonra bu dağıtıma İstanbul ofisteki arkadaşları da eklemiştim. Zamanla bu içeriği de dağıtımı da geliştirmiştim. Köşe yazıları, mühim haberler, kafa dağıtabilecek “geyik” konular vs. Web sayfalarından yazıları kopyala-yapıştır yarışması olsa kesin dereceye girerdim. 10 dk içinde elle “manuel” olarak aldığım tüm içerikleri ofise gelince 2-3 dakikada eposta ile dağıtıyordum.

Aradan 8 ay geçti ve bir gün geldi, Türkiye’ye döndüm. Birkaç hafta aynı işleri yapmaya çalıştım. Ancak Türkiye’de dinamikler çok farklı, sabahları böyle bir işe ayıracak 10dk bulmakta zorluk çekince bir süre sonra bıraktım.

Gene de bu iş böyle kalmadı. Üniversiteden beri bilgisayarla içli dışlıydım. Yaptığım bu “manuel” çalışmanın bir yazılımla çok daha hızlı çalışabileceğini hep düşünmüştüm. Haber dağıtım işini bıraktıktan kısa bir süre sonra bunun üzerine çalışmaya başladım. Zaten biraz PHP biliyordum. Devamında ilk adımı Regex öğrenmeye başlayarak atmıştım.

Kısa bir süre sonra Regex değil de Snoopy ile basit şablonlar çıkararak web sitelerinden içerik çekebilmeyi kavramıştım. Aklımda en başta sadece Hürriyet yazarları varken bunu internete köşe yazıları konan her gazete için yapabilir olmuştum. Ayrıca aldığım bu içerikleri de çok rahat okunacak basit bir HTML sayfaya dökmeyi başarmıştım. Ve epostaya ekleyerek dağıtıyordum.

Sistem aslında “zamanlanmış görev – cron job” çalıştıran bir web sitesiydi. Zamanlanmış ilk görev, önce gidip sırayla köşe yazılarını alıyor, başka bir görev bunu derleyip HTML yapıyor ve son görev de eposta ile dağıtıyordu. Sizin yapmanız gereken tek şey sadece siteye kayıt olmaktı. Hazırlarken çok keyif aldığım bu sisteme “Köşegen” adını vermiştim.

Ama hızımı alamamıştım. Haber kaynakları gelmişti aklıma. Bu sitelerinin farklı başlıklardaki RSS kaynaklarını okuyup haberleri çekmeye başlamıştım. Ve bunları gene çok kolay okunabilecek HTML bir sayfaya döküp eposta ile dağıtabiliyordum. Köşegen’den tek farkı, 2 saatt bir çalışmasıydı (ne de olsa güncel olması gerekir). Bir nevi haber ajansı olduğundan ismine de “Acans” demiştim.

Durmuyordum, aklıma birşey geliyor, araştırıyor, yeni birşey öğrenince aslında daha yapılabilecek çok şey olduğunu farkediyordum.

Bütün bu sistem şirketteki durumdan ötürüydü. O halde biraz ortamı renklendirmeliydim, farklı içerikler toplamalıydım. İlk olarak itiraf.com geldi aklıma. Hop, tamam, olmuştu; her sabah o günün itirafları posta kutusundaydı. Sonra?

Her cuma vizyona yeni filmler geliyordu. Hem vizyona giren yeni filmleri, hem de hala vizyonda olanları listeleyecek, bunların hakkında detaylı bilgi içerecek, bir de İstanbul’daki seans bilgilerini verecek bir bülten olabilir miydi? Evet olmuştu. Yeni/eski sinema, salon ve seans bilgilerinin tümünü hem de kolay okunabilecek bir yapıyla bülten haline getirmek kolay olmamıştı ama yapabilmiştim. Artık çalışma arkadaşlarım her cuma öğleden sonra bu bültene de ulaşabiliyorlardı.

Peki bu tür içerik toplayan servise ben ne ad vermiştim? Muhbir!

Köşegen, Acans ve Muhbir. Ne kaldı?

O ara bazı arkadaşlarım iş aramaya başlamıştı. Ve Kariyer.net’in iş aramaları için bir RSS hizmeti vardı. Yaptığınız aramayı bir RSS beslemesi olarak takip etmeniz mümkündü. Bu sayede istediğiniz vakit kaydettiğiniz RSS adresinden arayışınıza göre uygun yeni işler var mı yok mu bakabiliyordunuz. İşte aradığım detay buydu.

Kısa sürede hizmetlerime RSS beslemensini de eklemiştim. Sitem, gireceğiniz bir RSS adresini her gün bir kere listeleyip size gönderiyordu. Bu da tamamdı. O arkadaşım da ben de RSS’le yeni ilanları gün gün takip edebiliyorduk.

Köşegen, Acans, Muhbir ve son olarak da RSS. Bu güne kadar hep Köşegen’e kayıt olmuş arkadaşlara, bodoslama bütün bültenleri dağıtıyordum. Ama artık belli bir olgunluğa erişilmişti. O yüzden hepsini bir araya getirecek, ve düzgün bir arayüzü olacak şekilde sistemi yeniledim. Siteye kayıt olduğunuzda bütün servisleri görüp dilediklerinizi seçebiliyordunuz. Mesela Acans için, sadece teknoloji haberlerini sabah 8 ve öğleden sonra 14’te alabilirdiniz. Ya da istediğiniz 3-5 köşe yazarını belirtip sadece onların yazılarını içeren bir bülten de alabiliyordunuz. Hizmette ve serviste herşey düşünülmüştü.

Hatta hostingimin “pipe email” özelliği ile, Acans’ı epostayla çalıştırmayı da başarmıştım. Hani ne var ne yok merak ettiniz, hemen Acans’a bir eposta yolluyordunuz, o da size son aldığınız Acans’dan bu yana çıkan yeni haberleri derleyip yolluyordu.

Bitmedi. Pipe email sayesinde twitter’a da ulaşabilidim. Henüz akıllı telefonlar meydanda yeterince yok. Bunun yerine Muhbir ile twitter “dökümümü” de takip edebiliyordum. Ve işte pipe mail ile twit bile göndermiştim. Ancak tam o dönemde twitter güvenlik ayarlarında değişikliğe gitti. Ve denemelerde twitter’ın hızına da yetişemediğimi gördüğümden bu özelliği dondurdum.

Sonuçta sistem harikaydı yani. Tek eksik genel bir isimdi. Ve ben de MeRAK koydum adını, servislerin baş harflerini düşünerek. Hatta kendimce sloganım bile vardı; İnternette ne merak ediyorsan MeRAK ile posta kutunda.

MeRAK uzunca bir süre sorunsuz çalıştı. Tek engel, web sitelerinin tasarımlarında yapacağı değişiklikti. Bu durumda şablon bozuluyor, içerik çekiminde hata oluşuyordu. Bu da kısa sürede göze çarpıyor, ben de boş vaktime göre güncelliyordum, en fazla 1-2 günde halloluyordu.

Bir tek, vaktinde Hürriyet sitesinde bir değişikliğe gitti, sayfaların kaynak kodunu değiştirirken görünümünü değiştirmeyen bir çalışma ile içeriğini saklamaya çalıştı. Öyle ki, yazıyı elle kopyalayıp başka bir yere yapıştırdığınızda karışık ve anlamsız bir metin elde ediyordunuz. Şans eseri bu basit engellemeyi hızla çözdüm. Ve sorunsuz bir şekilde MeRAK hizmetlerine devam ettim.

Artık işin tepe noktasındaydım. Devam etmem lazımdı, yoksa iniş kaçınılmazdı. Peki daha başka ne yapabilirdim?

Genelde yaşanan bir şablon sorunu vardı. Sitelerdeki güncellemeleri “manuel” olarak takip ediyordum. Aklım hep bunu da otomatikleştirecek bir yapı kurmaktaydı.

Acans hizmeti için de şöyle bir durum vardı, aynı haberin farklı kaynaklardan çekildiği çok oluyordu. Dolayısıyla farklı kaynaktan gelen bir haberi bulacak ve bunu daha farklı düzenleyecek bir yapı, olayı bir adım öteye taşıyabilirdi.

Bu iki sorun için de zihnimde çok gittim geldim. Biri için ekran karşısında çalışmaya başladığımda diğeri için birşeyler düşünüyordum. Bu git-gel’in sebebi de herhalde çeşitli çalışmalar yapsam da hiç ilerleyememem, elle tutulur sonuç çıkaramam olacak. Zira artık işim de yoğundu, vakit zengini değildim. E olayın orgazmına varınca keşfedilecek şey fazla kalmadı gibi geldi. Sonuçta elle tutulur bir sonuça elde edemedim, ilerleyemedim.

Ve düşüş de ardından hızla geldi. Bir süre sonra bütün siteler tasarımlarını değiştirmişti, şablonlar bozulmuştu (bir tek itiraf.com aynı kalmıştı, o sorunsuz çalışıyordu). Oturup tek tek sıfırdan hepsini güncellemem gerekiyordu. Ama yapamadım. Ara ara düzeltmeye çalışsam da olmadı.

İşte son 10 gündür de, bu Muhbir – İtiraf.com servisini sonlandırmayı düşünüyordum. Şansa bakın ki 3-5 gündür de popüler olan bir haber var; Summly.

17 yaşındaki Nick D’Aloisio, Summly adlı haber özetleme iOS uygulamasını 30 milyon dolara Yahoo’ya satmış!

Vay anasına sayın seyirciler!

Şu da var, D’Aloisio, uygulamayı geliştirmek için yatırımcılardan para almış ve okuldan bu sayede 1 yıl ayrı kalıp kendini bu işe adamış. Yani güzel fikir, güzel yatırımcı, güzel bir çalışma, kısaca eksiksiz bir internet girişimi örneği.

Uzun uzun MeRAK’ı anlattım ama şu anki düşüncelerimi, hislerimi sayfalarca bile anlatamam. Birşeyler var bende, klasik “Ben yapacaktım yaa” feryatları değil ama, birşeyler var işte. Peki ne?

En başından şu farklılığı bir toparlıyayım; Amacım internet erişimi olmayıp eposta erişimi olanlara başta haber olmak üzere, internetten çeşitli içerikleri taşımaktı. Arayüzüm de sadece eposta olduğundan kullanabileceğim yegane ortam bir dosya idi, ve onu da pratik okuabilir bir HTML dosyası olarak hazırlamıştım.

Ayrıca MeRAK’ı sadece iş yerindeki arkadaşlarımla sınırlı tutmuştum. Zaten olay, internet olanıksızlığına bir çare idi, bunu da başarmıştım. Kimi arkadaşlarım ise bana “sen bunu parayla satabilirsin” deseler de köşe yazarları ve haberler, benim ürettiğim içerikler olmadığından, böyle bir çalışmayı düşünmüyordum. Kendi kendimi limitlemiştim.

Summly ise bunun ötesinde haberleri kendi tabiriyle “robotik, lineer bir algoritma yerine insanın nasıl düşüneceğini taklit edecek genetik bir algoritma” kullanarak özetliyordu (video, izleyin). Ve bu işi mobil bir uygulamaya taşımayı başarmıştı. Harika!

Ama işte benim gelip de tıkandığım nokta burasıydı! Hem şablon işini düzenlemem, hem de bu “insanı taklit edecek algoritmayı” çözmem gerekiyordu.

Fark belki çok fazla. Ama 3-4 yıl önce geldiğim nokta ile Summly arasında bir kimya yok denemez (değil mi?). Sonuçta ben yapamadım, yaklaşamadım bile belki. Ve biri yapmış. Hatta para, para değil milyon kazanmış!

Aslında içimde kalan çok birşey yok. Geçmişe gidip de “şu şöyle olsaydı, bu böyle olsaydı” diyen biri değilim. Sadece düşünüyorum.

Aklıma Elif Şafak’ın Ted’deki konuşması geldi. Anlatıyordu, Anneannesinin akneleri “çemberlerin gücünü” ile nasıl tedavi ettiğini. Ve diyor ki “Eğer hayatınızda bir şeyi yok etmek istiyorsanız, bir sivilceyi, bir lekeyi veya bir insan ruhunu, bütün yapmanız gereken onu kalın duvarlarla çevrelemek. İçeride kuruyup kalacaktır.”

Şayet kendimi limitlemesem, en başından duvarlar örmesem, MeRAK çalışmamdan başka bir yere varılır mıydı, bilmiyorum, merak da etmiyorum. Ama hepsinin ardından kendi adıma çıkardığım sonuç şu; asla kendi kendini çembere alma, limitleme!

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin