Oyun, Spor ve Hayat

Oyun, Spor ve Hayat


Sabah okuduğum bir yazı beni düşünmeye itti.

Not: Sahibi yazıyı Medium’dan kaldırmış. Ne anlatmaya çalıştığım havada kalmasın diye yazının bir kopyasını buraya taşıdım.


[expand title=”EVE VARMANIN PSİKOLOJİSİ”]

EVE VARMANIN PSİKOLOJİSİ

1haftalık koşu programının ardından yeni spor ayakkabılar, eşofmanlar, diyet ürünler derken psikolojimi tamamen hazırladım ve ertesi gün sahilde koşuya çıkmaya karar vermiştim.

Telefonumdan da SHealth açıp, koşu sekmesini aktif ettikten ve ayakkabı bağcıklarımı son kez kontrol ettikten sonra koşmaya başladım. Bitireceğim mesafeyi telefonumdaki haritada işaretlemiştim ki, hava biraz nemli olsa da hafif esen ılık rüzgar beni daha da koşmaya sevk eder haldeydi. İlk 500 metreyi çok rahat koştum, bunu yaparken de koşmayı özlediğimi fark ettim ve bir anda hedefi bile aşabileceğimi düşünsem de daha hedefe varmanın bir hayli olması beni hedefin büyüklüğünü düşünmeye itti.
Gideceğim yeri kafamda düşündüğümde; daha önce defalarca şehir içi ulaşım araçlarıyla arkadaşlarımla gittiğim yerlerdi ve bir anda çok uzun bir nokta seçtiğimi ve bunun bir de dönüşü olduğunu düşünerek kendi moralimi bozdum.

Böylelikle daha işaretlediğim hedefe varamadan, yarı yolda eve geri dönmeye karar verdim.

Hesapta 2.5 KM. bir yolu koşacak, geri dönecektim.

Böylelikle de 5 KM. koşacaktım.
Yola çıkarken eskiden antrenmanlı olduğum için bu yolun beni zorlamayacağını düşünüyordum.

Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin. (Sun Tzu — Savaş Sanatı)

İlk gün mesafeyi fazla tuttuğumu düşünerek ikinci gün bu hedefi 2 KM. ‘ye düşürmeye karar verdim. Yani hedefimi toplamda 4 KM. koşmaya kadar indirmiştim.

Fakat ikinci gün de yine telefonumda belirlediğim yolun yarısına geldiğimde konsantrasyonumu kaybedip, nefes nefese kalıp aynı sebepten ötürü eve yürüyerek ve bitkin adımlarla döndüm.

Zafer esnasında uyguladığım taktikleri herkes görebilir, ancak kimsenin göremediği, zafer yolunu açan stratejilerimdir. (Sun Tzu — Savaş Sanatı)

Eve geri döndüğümde günden güne çoğalacağına eksilen bir tablo ile karşı karşıyayken. Bu kadar hazırlık yapmanın psikolojisiyle de düşünmeye başladım. Sanki şirket kurmuştum, herkesi işe alıp vaatler vermiştim ve yarı yolda bu işin olmayacağını düşünüp vazgeçmiştim. Ama ne yapabilirdim.

Girişimci bahane üretmez, çözüm üretir. (Henry Ford)

Tarık Bin Ziyad Evresi

Sabah uyanıp hafif bir kahvaltı yapıp biraz da dinlendikten sonra yanıma sadece şehir içi minibüs’e 1 kere binecek yani sadece gidiş yönüne verecek kadar para aldım.

Bu sefer hedeflediğim toplam koşacağım mesafe 6.5 KM uzunluğundaydı.

Yani diğer koşmaya çalıştığım mesafelerden daha çok daha fazla.

Evimin önündeki durakta eşofmanlarımla ve spor ayakkabılarımla otobüs bekledikten sonra hedeflediğim mesafenin hemen sonrasındaki durakta inmiştim.

To be or not to be Evresi

Artık hem param yoktu, hem de eve gitmek zorundaydım. Üstelik önümde tek gidiş 6.5 KM uzunluğunda bir koşu yolu vardı.

Başkalarından para isteyemezdim, otostop çekemezdim ana yolda kimse durmazdı, eve uçarak veya yüzerek gidemeyeceğime göre

Bu kez sürünsem de yürüsem de o noktadan eve gitmek zorundaydım.

Kendimi ispanyayı fethe gittiği zaman kendi gemilerini yaktırıp adamlarına

Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman.
Nereye kaçacaksınız?

diyerek savaşa hazırlayan Tarık Bin Ziyad gibi hissederken de ağır ağır koşmaya başladım.

Gerçekten nereye kaçacaktım ?

Tabi ki de tek yol olan eve, yani hedefime.

İnsan doğası gereği zora düşmedikçe, yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz. (Sun Tzu — Savaş Sanatı)

Evime vardığımda zannedersem ayaklarımı hissetmiyordum, hatta bir süre duşta bile ayakta duramayacağımı düşünerek oturduğum yerde dinlendim. Tüm o yorgunluğum geçtiğinde ve sıcak bir duşun ardından gelen eve varmanın psikolojisi her şeye değerdi.

Eve varmak, hedefe varmaktır.
İnsan; sadece evinde mutludur.

Herkese hedefinde mutluluklar.

[/expand]


İlk aklıma gelen, koşunun bir savaş olup olamayacağıydı. Savaşsa, düşman kim? Kimi egale edeceğiz? Kendimizi mi?

Bu sorular doğru sorular mı, doğru sorularsa cevapları nedir, bilmiyorum. Ancak bu soruların, ya da sorulması gereken soruların ardında bir sonuç gizli gibi. Yani neticede belli bir mesafeyi koşmak gerekiyor, bu da elde edilecek bir sonuç. Tıpkı savaşta yenme sonucunu elde etmek gibi. Benzerlik belki de sadece bu.

Benzerlik bu belki ama koşu ile savaş, kesinlikle ayrı şeyler. Onu farketttim. Koşu, harika bir spor; savaş ise, en temel hayatta kalma oyunu. Biri spor, öbürü oyun. Peki ne farkları var?

Basketbol, futbol, tenis; televziyonda “spor” kanallarında ya da “spor” haberlerinde karşımıza çıkıyor. Ama eylemleri nasıl? Basketbol “oynamak”, futbol “oynamak”, tenis “oynamak”. Koşuya geçelim; koştum! Bu kadar. Ya da yüzdüm, ağırlık kaldırdım, kaydım, kürek çektim. Hepsi fiil. Oyunların ise fiili yok, hepsi “oynamak” üzerine. İşte temel fark.

Bunu tanımlamak gerekirse doğru tanım şu şekilde olabilir: tek başına yapamadığın şey spor değildir!

Zamana yayarak da bakalım. Futbol oynandığında amaç kazanmaktır. Yani karşıdakini egale etmek. Bunun için daha hızlı koşman, daha iyi düşünmen, daha çok çalışman gerekir. Ama oyunun sonucu hep karşındakine göredir. Karşındaki senden zayıfsa, olduğun halin de yetebilir, ya da kötü uyumuş da performans sergileyemezse, kazanman da kolaydır. Ya da en basitinden saftır, sergilediğin stratejilere kanabilir. Kesin yeneceğin bir oyundur.

Tersi de olabilir; karşındaki senden daha iyi çalışmıştır, genetik olarak üstündür, hakemi de satın almış olabilir, anlamazsın. Yani, ne yaparsan yap kazanamayacağın bir oyun olabilir.

Kısaca, oyunda insanın aynası karşısındakidir. Ama sporda, insan kendisiyle yarışır. Oynamaz, yarışır! Aynı mesafeyi bir hafta öncekinden daha iyi sürede koşmaktır olay. Ya da daha hızlı yüzmeye başlamak, daha fazla ağırlık kaldırabilmek…

İnsan karşısındakini yenebilir ya da kandırabilir ama kendini sporda nasıl kandırabilir? İşte burada oyun yoktur. Mücadele vardır.

Peki hayat nedir? Spor mu yoksa oyun mu?

Hayat belki de sadece hayattır, içinde sporu ve oyunu barındırabilir ama bunlara benzemez.

Yukarıdaki yazı işte bu yüzden beni bu kadar düşündürüp, durup dururken yazdırdı.

Savaşa dair saptamalar süper, ama bunu koşu gibi bir spor üzerinden anlatmak, hemfikir olmadığım nokta. Niye mi?

“To be or not to be”, 6.5 km ötedeki eve gitmekse, kim duşta ayakta kalamayacak kadar helak olurcasına koşar?

Sormazlar mı, yürümeyi hiç düşünmedin mi diye?

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin