Hayat: Kaçılanlar ve Kovalananlar

Hayat: Kaçılanlar ve Kovalananlar


Life/Hayat, geçen cuma (24 Mart 2017) vizyona girdi. Daha ilk gününden izleme fırsatım oldu. Bir çok numarasını yedim, film beni germeyi başardı. Dün gece Geekyapar’da Berna Ece Gündüz’ün yazısını okudum. Birçok yorumuna katılıyorum. Ama kendimce yakaladığım bir iki detayı yazıda hiç göremeyince buraya yazmaya karar verdim.

Hemen söyleyeyim; aşağısı spoiler dolu! Şimdiden uyarayım. Sonrasında “yok efendim ben izlememiştim, uyarıyı okumamışım”lar falan olmasın. Filmi izlemediyseniz, fragmandan sonrasını okuymayın lütfen!

Geekyapar’daki yorumlara çoğunlukla katılıyorum dedim. Sinemaya yeni bir şey getirmiyor. Alien’a özenilmiş, açıkça da belirtiliyor. Tüm bunlara rağmen, ve bu tür bir filmde ne olacaklar belli olduğu halde, film beni içine çekmeyi başarmış; uzun zamandır bir filmde bu kadar gerilim yaşamamıştım. Mürettebatın tek tek gideceğini bilsem de her olayda bir irkildim.

Filmden sonra aklımda kalan iki şey var. Öncesinde yazıya dair iki detay.

Berna Ece, Ryan Reynolds’un erken ölümünün sebebinin başka bir projesi olduğunu söylemiş. Cümle kuruşu, sanki sonradan çıkan bir proje yüzünden rolü azaltıldı diyor gibi geldi bana. Filmin Imdb Trivia köşesindeki detaya bakarsak Reynolds en başta ana rolü istemiş ama diğer projesi sebebiyle bu rol verilmiş. Yani en başından Ryan Reynolds’un sahnedeki payı göreceli olarak azdı. Sonradan değişmedi.

Diğeri ise Calvin’in, sömürdüğü canlıdan zeka bulaşması olasılığını düşük bulması. Bence bu da fazla olurdu zaten. Hem böyle bir özelliği olsa, kesin filme kullanılırdı. Calvin, her öldürülen kişiden sonra onun uzmanlığı ile ilgili bir detaya girerdi falan. Ama bu yok.

Peki filmdeki kendi detaylarıma gelirsek…

İlki Calvin’in motivasyonu. Her şey elektrikle uyarılmasıyla başlıyor. Daha önce tahmin edemediğimiz bir süre sessizliğe gömülmüş bir canlı için, tekrar kendine gelmesinden önce biraz zaman tanınamaz mı? Onu böyle dürterek niye uyandırmaya çalışırsın Dr.Hugh? Biraz beklesen, sabır göstersen olmaz mı? E böyle yapınca hırçınlaşmasına şaşırmamak gerekir.

Hırçınlaşma aslında hemen de başlamıyor. Denek fare ile karşılaştığında hemen saldırmıyor. Hatta sanki bir sever gibi oluyor da fare korkup tıslayınca Calvin’in davranışı değişiyor.

Calvin’e sorsalar insanı, ve bir de fareyi, nasıl tanımlar acaba?

Ya da buradan genel bir soru çıkar mı; Kendinden güçlü bir canlı ile karşılaşan canlıların davranışları nasıl açıklanıyor? Ya da bir canlı türü diğer bir türe kendi zayıflığını farkettirince o canlı nasıl bir davranış şablonu izliyor? Sorular uzun mu geldi? Böyle sorunca benim aklıma şu ünlü baykuş videosu geliyor.

Buraya kadarki kısım kısmen anlaşılabilir, her canlının sergileyebileceği bir davranış olarak kabul edilebilir.

Esas filmden sonra beni daha çok düşündüren detay ölümlerdeki ahenk oldu.

Olur mu öyle şey? Olur. Bu da klasik aslında, bu tür filmlerde güzel olan biraz da budur hep. Beklenmedik bir detay değil yani. Ama bana gene de güzel geldi.

Kronolojik gideyim; ilk kaybettiğimiz Rory “Roy” Adams ile başlayayım. Sürekli konuşan, ona buna laf atan, her şeyi bilen, özgüven abidesi tam bir Amerikalı. Ama o laboratuar içinde kalınca, Calvin’e korkuyla bakan, bu korkudan ötürü düşüncesizce saldıran adama dönüşüyor. O konuşkan adamdan eser kalmıyor. Ve Calvin’e bir güzel yem oluyor.

Sonra sırayı Katerina alıyor. Tam cümleleri aklımda değil ama insani değerlerden bahsettiği bir yer vardı. Ekibin diğer birkaçını övdüğü. Onun sonu da bir fedakarlık çabasıyla gerçekleşti. Calvin içeri girmesin diye kapıyı açıp girmekten vaz geçti. Ama ne oldu? Calvin gene de girmeyi başardı.

Müthiş biyoloğumuz Hugh da önce elini kaybetti. Ki zaten bacaklarını kullanamayan biri için büyük bir kayıptı. Öbür yandan Calvin ile insanlığı bekleyen umutlardan bahsederken aslında kendi umutlarından bahsediyordu. Bacaklarını tekrar kullanmanın hayali vardı cümlelerinde. Sonu ise Calvin’in, hissetmediği o bacaklarından beslenmesiyle oldu.

Japon piltoumuz Sho Kendo ise biraz kızılmayı hak ediyor. Eşin hamileyken sen niye uzay görevine çıkarsın? İnsan geride hamile bir eş bırakır mı hiç? Böyle bir kurguda Sho’nun uyku kabininden çocuğunun fotoğrafına “eve geliyorum” diyerek çıkmasına ve sonunun böyle başlamasına şaşırmamak lazım.

Karantina subayımız Dr. Noth’unkisi de ayrı oturaklı. Calvin’e karşı saf bir nefret beslediğini belirten güzel subayımızın çığlık ata ata uzaya savrulması, nefret söylemine pek yakışıyor.

Sıra geldi insanın dünyada bıraktığı izden bıkan Dr. Jordan’a. Tamam, kendisi ölmüyor. Ama ölmemesi sonunun ahenkli olmadığı anlamına gelmez. Yukarıya ait olduğunu iddia eden Dr. Jordan için sonun da Dünya’ya inmek olmasına ne demeli?! 10 numero beş yıldız bir son.

Hepsi sahibine yaraşır sonlar. Sanki kaçtıkları ya da kovaladıkları şeylerle sonunda yüzleşiyorlar.

Bir çok filmde böyle yaraşır sonlara rastlanmıştır ama Life/Hayat bu yönden bana başarılı geldi.

+ Hiç yorum yok

Sizinkini ekleyin