Kopenhag ve Malmö Turu


Kuzey ülkelerinde, birini diğerine bağlayan güzel bir köprü olduğunu biliyordum. Kopenhag’a aylar önce bilet alırken öğrendim ki o köprü, Øresund Köprüsü imiş ve Danimarka’dan Kopenhag ile İsveç’ten Malmö’yü birbirine bağlıyormuş. E haliyle Malmö bu kadar yakınken uğramadan edilir mi? Neticede Cuma’yı Malmö’ye ayırmaya karar verdik.
[Best_Wordpress_Gallery id=”5″ gal_title=”Øresund Bridge”] Köprü&tünel ilginç geliyor ama bunların ilginçliği yolda hiç hissedilmiyor. Tünelde miyiz, köprüde miyiz, geçtik mi, derken bir bakıyorsunuz Malmö’desiniz. Neyse, fotoromanımıza Cuma sabahından başlayalım.
[Best_Wordpress_Gallery id=”4″ gal_title=”Malmö (Kopenhag – 2. Gün)”] Malmö’deki gezimizde Turist Danışma çok işimize yaradı. Bir plan hazırlamamıza yardımları dışında, Kopenhag’dan gelirken alınan tren bileti ile, gün boyu Malmö’deki otobüslere ek ücret ödemeden binilebileceğini de orda öğrendik. Ki bu detay sayesinde en son kaykay parkının ilersinden merkeze 1-2 km’yi otobüsle geçtik.
Bir de, fotoğrafı yok ama çok sayıda tasarım mağazası gördük. Internette rastladığım ilginç ürünleri bir bir bu mağazalarda görme fırsatım oldu. Kuzey ülkeleri bu konuda iyiler.
Västra Hamnen’de dolaşırken, o ufak geçitten hemen önce, köşede güzel bir restaurant gördüm (Ma’vera Restaurang & Lounge). Akşama hazırlıklara başlamışlardı. Yanından geçip giderken sigara molasına çıkan biri vardı. Bir baktım, arabesk müzik dinleyip şarkıya eşlik ediyordu.
Gel sen Malmö’nün en has yerlerinden birine ve arabesk müzikle karşılaş.
İşin daha ilginci; geçen gün tanıştığım biri birçok akrabasının Malmö’de yaşadığını, ben bu hikayeyi anlatınca, o restaurantın sahibinin de akrabalarından biri olduğunu söyledi. Bileydim selam çakardım geçerken.
Hazırlıksız geldik dedim ama hiç okumamışlık yapmamıştım. Perşembe gecesi (evet bir gece önce, n’olmuş?) oitheblog‘da bulduğum röportajda Malmö için “falafel” deniyordu. Otobüsle merkeze dönüp magnet dürtümüze teslim olduktan sonra, mağazadaki görevli gence falafel yiyecek yer sorduk. Şehrin anca otobüsle gidilebilecek (14km yürüdük, bizi biraz yormuş) güney taraflarında Arap yemekleri yapan birçok yer varmış. Gidemeyeceğimizi söyleyince “orda da iyidir” diyerek bizi büyük meydandaki büfeye yönlendirdi. Keşke yolu göze alsaydık diyorum şimdi. Öylesine bir falafel yemiş olduk.
Bu arada o yazıda dikkat çeken bir detay da İsveç’te mühim olanın yaşam kalitesi olduğuydu. Kopenhag da modern bir şehir, Danimarka güzel ülke ama İsveç bir adım ötede gibi. Şehir düzgün, sokaklar temiz, ulaşım rahat, insanlar sıcakkanlı. Burada insanlar resmen yaşıyorlar, etraf hayat mücadelesi ile dolu değil!
Falafelden dönüşte de hemen meydanın köşesindeki Espresso House diye bir cafe’ye uğradık. Birçok yerde şubesi gözümüze çarpmıştı zaten. Ama itiraf edelim, o çekici havasına, o sıcakkanlı çalışanlarına rağmen, kahvesi aynı seviyede gelmedi bize (karamelli cheesecake’i de çok ağır, tavsiye etmem ha). Güzel bir bir saat geçirdik belki ama kahve için güzel bir nokta değil.
Gece Malmö’ye veda ederken elde sadece fotoğraflar değil, videolarımız da vardı.